92406 kayıt bulundu.
1. -i , -i , -i , -i , Uygulama ihtimali veya imkânı bulunmak
1. Bu düşüncelerimi kendi denemelerimde uygulayabilmek isterdim.
1. Bu düşüncelerimi kendi denemelerimde uygulayabilmek isterdim.
2. Uygulama gücü bulunmak
fizik tedavi uygulayıcısı
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Uygulayan, gereğini yapan, tatbikatçı
uygulayım bilimi
1. isim , isim , isim , isim , Fizik, kimya, matematik vb. bilimlerden elde edilen verileri iş ve yapım alanında uygulama, teknik
2. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Bu uygulamaya ilişkin
3. Genel anlamda bir işin doğru yolu yordamı, yöntemi
1. isim , isim , isim , isim , Uygulayımla ilgili herhangi bir alanda bilgi ve becerisi olan kimse, tekniker, teknikçi, teknisyen, teknokrat
2. Bilimsel, teknik bilgi ve verileri, işe ve yapıma dönüştüren kimse
uygun adım, uygun değer, uygun katmanlaşma, en uygun, gerçeğe uygun, işe uygun
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip
1. Ne var ki bunları şimdiye kadar kimseye anlatmadığım için uygun ifadeyi bulmakta zorlanıyorum.
1. Ne var ki bunları şimdiye kadar kimseye anlatmadığım için uygun ifadeyi bulmakta zorlanıyorum.
2. Elverişli, yarar, müsait, muvafık
1. Yemeği götürmek için o an en uygun kişiydim.
1. Yemeği götürmek için o an en uygun kişiydim.
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Orantılı, oranlı
1. isim , isim , spor , spor , askerlik , askerlik , isim , isim , spor , spor , askerlik , askerlik , Adım atışta birliği gerektiren, grup olarak yapılan bir yürüyüş türü
2. zarf , zarf , zarf , zarf , Birbirine uyan adım atarak
1. Gençler ellerindeki pankartları bir anda açarak uygun adım sahneye dalıverdiler.
1. Gençler ellerindeki pankartları bir anda açarak uygun adım sahneye dalıverdiler.
1. yakışır, yaraşır görmek
1. O zaman da haydutlar rıhtım kapısına daha önce gitmeyi uygun buldular.
1. O zaman da haydutlar rıhtım kapısına daha önce gitmeyi uygun buldular.
1. isim , isim , isim , isim , Bir amaca ulaşabilmek için bir değişkenin alabileceği en elverişli, en iyi durum, optimum
1. yakışmak, yaraşmak, elverişli olmak
1. Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü?
1. Umduk, bekledik, düşündük. Hangi şey umduğumuza uygun düştü?
1. yakışmak, yaraşmak
2. elverişli olmak
3. uymak
1. Bu, bizim kızın yaradılışının, ablamın koyduğu yeni töreye uygun gelmeyişidir.
1. Bu, bizim kızın yaradılışının, ablamın koyduğu yeni töreye uygun gelmeyişidir.
1. yakışır, yaraşır görmek, elverişli bulmak
1. Galip Baba, çeker gider diye çocuk kesilinceye dek böyle yapmayı uygun görmüştü.
1. Galip Baba, çeker gider diye çocuk kesilinceye dek böyle yapmayı uygun görmüştü.
1. isim , isim , jeoloji , jeoloji , isim , isim , jeoloji , jeoloji , Bir katman oluşturan tortuların dümdüz ve birbirine paralel olarak yığılması
1. isabetli, yerinde olmak
1. Doğru oraya gitmiş olsaydınız herhâlde uygun olurdu.
1. Doğru oraya gitmiş olsaydınız herhâlde uygun olurdu.
2. bağdaşmak
3. sakıncalı görülmemek
genel uygunluk bildirimi, gerçeğe uygunluk, işe uygunluk
1. isim , isim , isim , isim , Uygun olma durumu, yakışık, mutabakat, mukarenet
2. Bir elçinin bir ülkeye atanmasından önce o ülkeden istenen uygun görme yazısı, agreman
3. dil bilgisi , dil bilgisi , dil bilgisi , dil bilgisi , Özne ile yüklemin veya bazı dillerde olduğu gibi sıfat ile adın, cins ve sayı bakımından birbirine uyması: Öğretmen geldi. Öğrenciler ödevlerini yapmışlar gibi
4. matematik , matematik , matematik , matematik , Eşitlik
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz, namünasip
1. Onca yıl hapis yattık, uygunsuz, güdümsüz bir işini görmedim.
1. Onca yıl hapis yattık, uygunsuz, güdümsüz bir işini görmedim.
2. Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan
1. Fakat gitgide içlerine uygunsuz adamlar ve türlü fesatlar karışmış.
1. Fakat gitgide içlerine uygunsuz adamlar ve türlü fesatlar karışmış.